Antalya Müzesi
İmkanınız varsa Antalya’dayken müzesini gezmelisiniz. Müze 1922 yılında Süleyman Fikri Erten tarafından kurulmuştur. Başlangıçta Alaaddin Cami’sinde yer almış, sonra Yivli Minare’ye taşınmış 1972 yılında da şimdiki yerine taşınmıştır. 1988 yılında Avrupa Konseyi Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştır. 13 teşhir salonu, açıkhava galerileri ve bahçesi vardır. Koleksiyonun büyük çoğunluğu Antalya civarında yapılan kazılarda çıkarılmış etnoğrafik sanat çalışmalarından oluşmaktadır. Roma İmparatorluğu zamanından kalma heykeller bu koleksionun en önemli parçalarındandır. Amerika, Almanya, Fransa, Avusturya ve Türkiye bölgede aramalara devam etmekte; müze yetkilileri de bu çalışmaları koordine etmektedir. Antalya’nın ilk yerleşimcilerinden günümüze binlerce kronolojik bilgiyi teşhir salonlarında bulabilirsiniz.
- Fotoğraf ve video çekmek serbest ancak profesyonel çekimler için müze yetkililerinden izin almalısınız.
- Müzenin bir kütüphanesi var ancak kitapları dışarı çıkarmanıza izin vermiyorlar.
Antalya Müzesi: Konyaaltı Caddesi Antalya tel: (0242)-2414528
Yivli Minare ve Kesik Minare Cami
Yivli Minare (Alaaddin Cami-Merkez):
Antalya merkezde Kalekapısı’nda bulunmaktadır. 1230 yılında Bizans kilisesi olara inşa edilmiş daha sonra 1225 yıllarında camiye çevrilmiştir. 14. yüzyılda yıkılmış ve tekrar yapılmıştır. 38mt. minaresi ile Antalya’nın sembolüdür.
Kesik Minare Cami (Korkut Cami-Cami-i Kebir-Merkez):
Antalya şehir merkezinde Kaleiçi'ndedir. M.S 2. YY'da minaresiz bir Roma tapınağı olarak inşa edilmiştir. Yanına başka bir Bizans kilisesi 600lü yıllarda inşa edilmiştir. Daha sonra Selçuklar Antalya'yı ele geçirince camiye dönüştürülmüştür. Minaresi bu dönemde yapılmıştır. 1846 yılındaki büyük yangında çok hasar görmüş ve terkedilmiştir.
Aspendos
Aspendos, Argos’tan gelen kişiler tarafından kurulmuştur. Zamanında bu bölgenin en önemli şehridir. Günümüzde görülen kalıntılar Roma döneminden kalmıştır. Roman mimarisinin en iyi bir örneği olan tiyatrosu günümüzde hala aktiftir ve sanatsal aktiviteler için kullanılmaktadır. Mimar Zenon tarafından yaqpılmıştır ve 30000 kişi kapasitelidir. 1994 yılından beri Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’ne ev sahipliği yapmaktadır. Tiyatronun yanında burada bulunan stadyum da şehrin en iyi korunmuş yapılarından biridir. Agora, Bazilika ve Nymphaeum bu civarda görmeye değer diğer yerlerdir. Antalya’nın 48 km doğusunda bulunan Aspendos’a gitmek için Antalya-Alanya yolunda Alanya istikametinde ilerlerken Serik’ten sonra sağa dönmek gerekmektedir.
Arikanda-Arycanda
Arykanda, Antalya’nın sevimli bir ilçesi olan Finike’dedir. Burada M.Ö 2000 yıllarında yaşam olduğu düşünülmektedir ancak bulunan en eski paralar M.Ö 500 yıllarını göstermektedir daha eski kalıntı bulunamamıştır. Buradaki yapılardan banyoyu, agorayı, tiyatroyu, odeonu, stadyumu ve nekropolisleri görmek gerekir. Finike-Elmalı yolunda Elmalı istikametinde ilerlerken 17. kmdedir.
Alarahan
İpek Yolu’nun üstünde Sultan Alaaddin Keykubat tarafından 1231 yılında kervansaray olarak yaptırılmıştır. İçerisinde bir mescit, hamam ve çeşme bulunmaktadır. Birkaç yıl önce restore edilmiştir ve restaurant olarak kullanılmaktadır. Seçluklu mimarisinin en iyi örneklerndendir. Bunu gözlernizle görmelisiniz...Alanya’nın 37km batısında yer almaktadır.
Alara Kalesi
Kubbe şeklinde çok dik bir kayanın üzerine inşa edilmiştir. İşgalciler bile bu kayanın dikliğinden ürkmüşlerdir. Kaleye çıkmanın tek yolu kayaların altından geçen tünellerden tırmanmaktır. Bu yürüyüşte sağlam bir çift ayakkabıya, el lambasına ve biraz da motivasyona ihtiyacınız var. 45 dakika yokuş yukarı yürüdükten sonra göreceğiniz kaleye ve manzaraya hayran kalacaksınız.
Altınyaka (Selge)
Pisidya kentlerinin en önemlilerinden biri Selge, korunmaya alınmış bir Milli Parkın doğa güzellikleri içinde 950 m yükseklikte ve Olukköprü'den yaklaşık 13 km uzaklıktadır. Safari turuna çıkan turistlerin uğrak yerlerinden biri olan Selge'de şehir surları, kuleler, su sarnıçları, Zeus tapınağı, agora, stadyum, tiyatro, gymnasium ve nekropol görülebilir.
Demre - Myra
Demre, bir turizm merkezi olmanın dışında bir tarım bölgesidir. Seraların yoğun olduğu bu bölgede her çeşit sebze yetiştirilir. Turistik özellikleri Noel Baba kilisesinden ve antik Myra şehrinden kaynaklanmaktadır. St. Nicholas (Noel Baba, Santa Claus) Patara yakınlarında zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, burada yaşamış, piskoposluk yapmış ve M.S 343 yılında hayatını kaybetmiştir. Kendi adını taşıyan bir kilisede gömülmüştür. Kilise, 529 yılında hasar görmüş ancak Bizans imparatoru Justinian zamanında restore edilmiştir. 1087 yılında bir grup İtalyan gemici Demre’ye gelip St. Nicholas’ın mezarını açmış ve kemiklerini torbalar içerisinde İtalya’nın Bari kentine götürmüşlerdir. Diğer kalıntılar Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir.
Myra
St. Nicholas Kilisesi’nin kuzeyindeki tepeye baktığınızda kayalara oyulmuş mezar taşları görürsünüz. Bu anıtsal mezar taşlarının olduğu yer antik şehir Myra’dır. Myra, Likya Birliği’nin en güçlü şehirlerinden biriydi ve 3 oy hakkı vardı. Şehrin tarihi M.Ö 5. yüzyıla dayanır. Hristiynlığın yayılmasıyla birlikte Hz. İsa’nın havarilerinden St. Paul buraya gelmiştir. Şehre girince ilk gördüğünüz şey 35 sıra koltuğu olan tiyatro olacaktır. Şehir günümüze kadar korunmuş heykeller, kolonlar ve kabartmalarla süslenmiştir. Kayalara kazınmış mezar taşlarının bazıları tiyatronun yanındadır. Akropolisten Demre’ye baktığınızda plastik kaplı seraların güneşten yaptığı yansıma çok ilginç bir görüntü oluşturmaktadır.
Kekova
Antik şehri Myra”nın yakınında bulunan Andriake yat limanından , Akdeniz”in en gözde ve en temiz suları olan Kekova çevresine, eski Apollonia”ya, bot turu düzenlenmektedir. Kekova adasının kuzey kıyısında büyük bölümü bir deprem sırasında deniz altında kalmış batık bir kentin kalıntıları görülür. Adanın karşısında manzara yönünden çok çekici olan antik kentler Simena ve Theimious bulunmaktadır.
Kınık (Xanthos)
Xanthos şimdiki adı Kınık olan tarihi bir Likya şehrinin eski adıdır. Bu alan 1988’den beri UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ndedir. M.Ö 8. yüzyıl gibi tarihlerden emin olsak da burada bronz çağı ve demir çağının ilk yüzyıllarında da burada yaşam olduğu sanılmaktadır. Xanthoslular özgürlüklerine düşkünlükleriyle bilinirler. Ne kadar şiddetli bir özgürlük anlayışları olduğunu düşman birliklere katılmak yerine toplu intihar ederek 2 kere göstermişlerdir.
Xanthos kalıntılarından bazıları Xanthosu keşfeden İngiliz araştırmacı Charles Fellows tarafından British Museum’a götürülmüşse de burada hala birçok abide ve yapı bulunmaktadır. Bunlara Likya’nın en ilginç iki mezartaşı da dahildir.
Xanthos Patara’ya yakındır ve Xanthos’a Kaş, Kalkan ve Fethiye’den turlar düzenlenebilir.
Köprülü Kanyon Milli Parkı
Antalya”nın kuzey-doğusuna 92 km uzaklıkta bulunmaktadır. Milli Parkın önemli bir bölümünü oluşturan Köprüçay”ı Eğridir gölü”nün güneyindeki Toros Dağları”ndan doğar. 120 km uzunluğundaki vadisinde değişik güzellikler göstererek güneye doğru akar. Köprüçay denize ulaşmak için bu kesimdeki araziyi yüz binlerce yıl oymuş ve ortaya bir doğa harikası ortaya çıkmıştır. Bolasan köyü ile Beşkonak nahiyesi arasında Köprüçay”ın oluşturduğu vadi, 14 km uzunluğu ve ortalama 100 m (yer, yer 400 m) aşan yükseltileri ile yurdumuzun en uzun kanyonudur. Bu kanyon günümüzde de yöre ulaşımına önemli bir katkı sağlayan Olukköprü”de son bulmaktadır. Ancak son dönemlerde ağır tonajlı araçların antik köprü üzerinden geçmesi yasaklanmıştır. Kanyon içinde rafting sporu, yöreye çok sayıda turist çeker.
KORKUTELI ÇAYBAŞI HAMAMI (DEDE KORKUT DIYARI)
Çaybaşı Alaadin Mahallesinde bahçeler arasında bulunmaktadır. Yapıldığı zaman ait hiçbir yazıtı bulunmayan hamamın Genel karakteri, XVI nci veya XVII nci yüzyılda yapıldığını göstermektedir. Ancak eser Hüseyin Ağa isimli birisi tarafından onarılmış olduğundan Hüseyin Ağa Hamamı olarak ta bilinmektedir.
Tamamı dikdörtgen planda olan hamamın beden duvarları moloz taştan yapılmış olup Kuzey ve Batı yönlerde yanında geçen su kanalı dolayısıyla arazi seviyesi ortadan kalkmış olan hamamın 3 bölümlü soğukluk kısmı beşik tonozla örtülmüştür. Soğukluk sivri kemerlerle birbirinden ayrılmış ve kemer üzengileri malakari alçı kabartmalarla bezenmiştir.
Soğukluğun orta bölümündeki dar bir kapı ile sıcaklık kısmına girilmekte olup bu kısmında ortadaki merkezi kısmın Doğu, Batı ve Kuzey yönlerinde, orta kısmına açılan 3 adet beşik tonozlu eyvan ile, Kuzey eyvanının her iki köşesinde kubbeli iki köşe hücresi sıcaklık planını meydana getirir. Köşe hücrelerinin giriş kapıları üzerinde taş kemer halinde işlenmiş profiller ve kubbe pandantiflerindeki malakari mukarnas dekorları hamamın en dikkati çeken hususiyetini teşkil eder. Kubbelerde çok miktarda yıldız şeklinde tepe pencereleri açılmış ve duvarlardaki kemer bariz bir şekilde sıva tabakaları ile belirtilmiştir. Sıcaklığın büyük kubbe etekleri köşeli dişler, diğer kubbeler ise basit mukarnaslarla süslenmiştir.
KORKUTELI SİNANEDDİN MEDRESESİ
Korkuteli Alaaddin Camii yakınıda bulunan medrese kitabesine göre Hamitoğullarından El Emin Sinaneddin Çalış tarafından 719 H. Tarihinde yaptırılmıştır. Kitabesinden de anlaşılacağı üzere medrese beylikler devrinde bir süre Korkut Elinin Hamitoğulları idaresinde bulunduğu zaman yapılmıştır.
Bütünüyle dikdörtgen planda olan eser açık avlulu medreselerden iki katlı olan gruba girmektedir. Dış duvarları ile iç duvarların büyük bir kısmı kesme taştan yapılmış olup, sadece içerde ikinci kat moloz taştandır. Kuzeybatı kenar ortasında beden duvarlarından çıkıntı teşkil eden portal bordürler halinde yüzeysel taş işçiliği olarak işlenmiştir.
Büyük sivri niş kemerinin üzengileri çıkıntı teşkil edecek şekilde yapılmış olup, portalın iki dış köşesi yuvarlatılarak sütunca haline getirilmiştir.
Üç kenarda geniş bir bordür halindeki geometrik taş işçiliğini takiben 3 kademe halinde derinleşerek kademeli nişler meydana getiren portalda büyük kemerin üzerine bir kitabe konmuştur. Portal nişinin iki yanındaki 3 er kenarlı mihrabiyeler sade fakat güzel bir görünüşe sahiptir.
Blok kesme taşlardan yapılmış basık yay kemerli giriş kapısı üzerinde sivri kemrli küçük bir niş içine yazılmış 5 satır halinde inşa kitabesinde Medresiye Sinaneddin Çalış Bin İlyas Bin Yusuf’un yaptırmış olduğu yazılır.
Giriş cephesinin iki yanında bugün içleri sonrasında örülmüş olan dikdörtgen ve taş söveli iki penceresi bulunmaktadır ki aynı şekilde Doğu cephede de ana eyvanın iki yanındaki hücrelere açılan iki pencere simetriyi teşkil eder. Kuzey ve Güney cephelerde ikinci kat hücrelere açılan pencereler ise mazgal şeklindedir.
İç kısımda cümle kapısının hemen arkasında beşik tonozla örtülü dar ve küçük bir eyvan yer almakta olup, eyvanın her iki yanındaki birer kapı ile köşelerdeki dikdörtgen hücrelere geçilmektedir. Kareye yakın dikdörtgen teşkil eden iç avlunun Kuzey ve Güney kenarlarında üçer sütunlu ve dört sivri taş kemerli birinci kat revakları yer alır. Spoli sütunlarında kullanılmış olduğu revaklarda sütun başlıklarının hemen hepsi değişik bitki motifleri ile tezyin edilmiştir.Başlıklarda Rumi ve Akantüs yapraklarının teşkil ettiği kombinezonlar arasına rozetler yerleştirilmiştir. Düz tonaozla örtülü revakların arkasında birer kapı ile revaklara açılan beşik tonozlu üç hücre bulunmaktadır.
Doğu cephedeki beşik honozlu ana eyvanın kemeri iki sıra kesme taşta olup kemer ayakalrında görülen firizler spolidir.
Eyvanıon her iki yuanındaki kare hücrelerin dışa açılan birer adet dikdörtgen penceresi vardır.
Kuzey ve Güney cephelerde revakların üzerinde ikinci kat teşkil eden revaklar ve birinci kat hücreler üzerinde aynı büyüklükte ikinci kat hücreleri sıralanmakta ve gene birer kapı ile, revaklar üzerinde sekilere açılmaktadır. Medresede her iki eyvanın iki yanında kalan hücrelerin ikinci kat döşemeleri ile tavanları ile bütün ikinci kat hücreleri ahşap malzeme ile örtülmüştür.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde İstanoz Şehrinden şöyle bahsetmiştir.
Tekebay oğlu Ermeni keferesinde alıp, Yıldırım han eline girmiştir. Paşa hassı voyvodalıktır. Müftüsü, nakibi, kadısı, kethüda-yeri, serdarı Adalya’da otururlar. Yılda bir defa buraya gelip sekiz ay iyş ve işret edip hava alırlar. Kalesi batı tarafında viranca küçük bir kaledir. Batıya bakan bir kapısı var. Güneyindeki mağaralı kayalar bu kaleye havaledir. Bu yaylanın yüz evinde insanlar kışlar, gerisi göçerler. İstanoz nehrinin iki tarafında kat kat ve 10600 içli dışlı, hamamlı, havuzlu saraylar vardır. Evler bağ ve bahçelidir. Bunlar üzerinde 70 ağaç köprü vardır. Herkes evde yarenleriyle yüzerler, balık avlarlar. Uzunluğu tam iki saat yerdir. Enliliği ancak üçer, dörder evdir. Sokakları geniştir. Her köşesinde değirmenler vardır. Şehirde 205 mihrap vardır. Mescitleri çoktur. Çoğunun evkafı yoktur. Cuma namazı kılınan üç cami vardır. Sultan Alaaddin camii, şehrin batı ucundadır. Evvelce kurşun örtülü imiş. Celali Karayazıcı kurşununu söküp sekbanlarına vermiş ve camii yakmıştır. Sonra Kuyucu Murad Paşa tamir ettirmiştir. Caminin ortası Bursa’da Ulu cami gibi açıktır. Avlusu beyaz mermer döşelidir. Müezzin mahveli caminin ortasındadır. Bir medrese bir han, bir hamam, bir imaret Sultan Alaadin indir. 300 dükkan vardır. Dükkanlarının kepenkleri latiftir. Burada sekiz ay zevk ve sefa edip çehreleri gül renkli olup taze hayat bulurlar. Adalya halkı bu yaylağa gelmeseler ölürler. Kirazı, elması, emrudu, fındığı meşhurdur. İstanbul’da Galata mevlevihanesi şeyhi Adem efendinin sarayının benzeri bir yerde yoktur. Bu şehirde haftada bir Pazar olur.
Olympos - Olimpos
Türkiye’nin güney sahilinde, Antalya’nın 90 km. güneybatısında Kemer ilçesi yakınlarında bulunan Olimpos, Likya Birliği’nin bir üyesiydi. Burada bulunan paralar M.Ö 2. yüzyıl tarihlidir.
Adrasan Körfezi’ndeki Olimpos Milli Parkı’na araba ile ulaşabilirsiniz. Bölgede birçok içilebilir su kaynağı bulunmasından dolayı değişik bitki ve ağaçlar yetişmektedir ancak bu bitkiler tarihi kalıntıları yıkmakta ya da saklamaktadır. Nehrin diğer tarafında Bizans bazilikası ve 3000 kişilik tiyatro bulunmaktadır ancak günümüzde sadece girişi görülebilmektedir.
Olimpos’a komşu kasaba Çıralı’da sürekli yanan ateşlerin bulunduğu Chimaera’yı gezebilirsiniz. Bu ateşin kaynağı yeryüzündeki çatlaklardan dışarı çıkan metan gazı gibi gazlardır.
Ziyaretiniz sırasında lahitler, mezar taşları, tapınaklar, kilise kalıntıları, tarihi bir su kemerinin bir kısmını ve kayalara oyulmus mezarlar görebilirsiniz. Olimpos; trekking, dağ bisikleti, kano, kaya tırmanışı gibi aktivitelerin için çok uygun bir ortamdır. Bu aktiviteler için gerekli malzemeleri kasabadan kiralayabilir ya da organize edilmiş turlara katılabilirsiniz.
Patara
Kalkan-Fethiye yolundan sapıp 6km gittikten sonra tarihi şehire, 1 km daha gittikten sonra sahile ulaşabilirsiniz. M.Ö 5. yüzyıl Likya kaynaklarında Patara adına rastlanır. Likya Birliği’nin bir üyesi olan Patara, 3 oy verme hakkına sahip olan 6 şehirden biriydi; muhtemelen de en önemlisiydi. Birliğin çoğu toplantısı burada yapılmaktaydı. M.Ö 5. yüzyıl Likya kaynaklarında Patara adına rastlanır.
Patara, Roma döneminde de limanı, tahıl ambarları ve ulaşım olanaklarıyla öne çıkmaktaydı. Rüzgarla birlikte limanın kum ile dolması ve gemilerin yanaşmasının zorlaşması sebebiyle şehir önemini yitirmiştir. Kum sadece limanı değil şehri de yutmuştur; kalıntıların bir çoğu eşsiz Patara Plajı’nın altında yatmaktadır.
Bölgedeki en etkileyici kalıntı olan Roma Zafer Kemeri M.S 1. yüzyıldandır. Bunun dışında hamam, Bizans bazilikası ve Korint stili tapınak görülebilir.
-Patara Plajı
Kum sahil 18 km uzunluğundadır ve deniz çok sığdır. Bölge koruma altındadır çünkü caretta kaplumbağalarının yumurtladığı sahillerden biridir. Sahilde hiç gölge olmadığından kavurucu güneşte yanmamak için girişte şemsiye kiralamayı unutmayın. Ayrıca, sahilde restoranlar da var.
Rüzgar hiç durmadığından rüzgar sörfü yapabilirsiniz. Sahilde bir de ata binme merkezi mevcuttur. Buradan katılabileceğiniz turlara kum tepelerinde, deniz ve dere kenarlarında at sırtında gezinebilirsiniz.
Perge
Pergeye gitmek için Antalya-Alanya yolunun 15. kilometresindeki (Aksu istikametinde) sola dönüş tabelasını takip edin. Tarihi şehir anayoldan 2 km uzaklıktadır.
Perge, Pamfilya bölgesinin başkentidir ve M.Ö 12-13. yüzyılda inşa edildiği düşünülmektedir. Lidya ve Pers egemenliklerinden sonra M.Ö 334 yılında Büyük İskender’in boyunduruğuna girmişlerdir. Şehrin en parıltılı dönemi M.S 2. ve 3. yüzyılda yaşadığı Roman dönemidir. Bugün görülen kalıntıların hepsi bu döneme aittir. Perge, bugün halen kazıları sürmekte olan bir arkeolojik bölge ve turist çekim merkezidir.
Girişten geçtikten sonra Bizans bazilikası görülür. Daha sonra Agora gelir ve solda hamamlar bulunur.Pamfilya şehirleri içerisinde en geniş ve güzel hamamlar Perge’dedir. Yürümeye devam edince birbirine paralel iki yüksek duvar görülür. Bunlar M.Ö 3. yüzyıl tarihlidir ve Perge’nin sembolleridirler. Helenistik döneme at kapıdan geçtikten sonra 300 metre uzunluğundaki kolonlu yol gelir. Bu yolda solunuzda 79X79 metrelik, Julius Cornutus tarafından İmparator Cladius’a adanmış palestra görülebilir. Hala iyi durumda olan bu palestra, düz bir platoda akropolisin kuzeyinde yer almaktadır.
Bölgeye yaklaşırken ilk göze çarpan şey tiyatrodur. Bu tiyatro 15000 kişiliktir, restore edilip ziyarete tekrar açılmıştır. Tiyatronun gerisinde büyük ve etkileyici bir stadyum vardır. Antik dönemden kalan en iyi korunmuş stadyumlardan biridir ve Aphrodisias şehrindekinden sonraki 2. büyük stadyumdur.
Phaselis
Phaselis, Antalya bölgesindeki antik Likya şehrinde bir şehirdir. Antalya-Kumluca yolunun 57.kmsinde, Kemer’in 16 km batısında; Bey Dağları ile Olimpos Milli Park’ı arasında bulunmaktadır.
Sedir ve çam ağaçlarının arkasında kolayca ziyaret edilebilen bu şehir M.Ö 693 yılında kurulmuştur. Tarihte önemli bir yere sahiptir. Şehrin 3 tane limanı vardı ve bir tanesi kuzeyde girişte duruyordu. Onun sağında diğer ikisinin anaconda adı “Savaş ya da Korunmuş” limanı vardır. Liman Caddesi'nin sonunda, bugün de tur yatlarının demirlediği “Güneş” limanı bulunmaktadır. Phaselis bölgedeki en eski yerleşimdir. Ticaret aktivitelerinden dolayı limanı hızla gelişmiştir. Likya Birliği’ne katılmış ve önemli şehirlerinden biri olmuştur. Bu birliğin zayıflamasıyla birlikte Phaselis de diğer liman şehirlerinin kaderini paylaşmıştır ve Roma İmparatorluğu bölgede egemen olana kadar korsanların eline düşmüştür. Bizans döneminde önemli bir din merkezi olmuştur ve M.S 3. yüzyıla kadar önemini korumuştur.
İzlerini bugün de görebildiğimiz şehri çevreleyen duvarlar, korsan ataklarından korunmak için şehrin etrafına yapılmıştır. Şehrin girişindeki su kemerleri Toroslardan şehre su taşımak için yapılmıştır. Şehrin en önemli caddesi olan Liman Caddesi, 24 metre genişliği ile hala ihtişamlıdır.
Hadrian kapısı bu sokağın ve limanın girişinin solundadır, ve denize bakan bir tepenin üstünde ufak bir amfitiyatro vardır. Tepenin en üst noktasında bir akropolis ve limanın yanında da bir agora vardır.
.
Termessos
Birçok çam ağacı ve vahşi bitki ile çevrelenmiş bu alan dokunulmamış görüntüsüyle diğer antik şehirlerden daha etkileyicidir. Şehir, doğal ve tarihsel özelliklerinden dolayı kendi adını taşıyan bir milli park içerisine alınmıştır. Türkiye’deki antik şehirlerin en iyi korunmuş olanlarından biri olan Termessos, Güllük Dağı’nda 2 tepeye kurulmuştur. Deniz seviyesinden 1050 metre yüksekte genş bir alana yayılmıştır.
Termessoslular bazı yazıtlarda kendilerinden Solimler ( Pamfilyalıların eski bir kolu) olarak söz ederler. Konuştukları dil Pisidia dilinin eşsiz bir lehçesiydi. Termessos tarihe ilk izini Büyük İskender tarafından kuşatılıp onu eli boş gönderince attı. Zamanının tarihçisi Arrian bu olayı araştırmıştır ve Termessos’un stratejik önemine dikkat çekmiştir. Ona göre küçük bir güç bile aşılmaz doğal bariyerler sayesinde burayı koruyabilirdi. Şehri ele geçiremeyeceğini anlayan İskender, saldırıya geçmedi ve kuzeye Sagalassos’a ilerledi.
Şehir, Helenistik ve Roma dönemlerinde refah içinde yaşamıştır ancak bunları izleyen Hristiyanlık dönemine ait pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Termessos Roma’nın dostuydu be M.Ö 71 yılında bağımsızlık statüsüne kavuştu ve uzun süre böyle devam etti. Termessoun sonunu getiren ise şehre dağdan su getiren su kemerlerinin bir deprem yüzünden yıkılmasıdır. Bilinmeyen bir tarihte terkedilmiştir. Bugüne kadar bu kadar iyi şekilde kalabilmesinin sebebi de budur.
Termessos’un kalıntıları kalın bir maki ve ağaç örtüsü arasına yayılmıştır. Rehber olmadan önemli noktaları bulabilmeniz zor ancak parktaki genel planı biraz ezberleyerek yolunuzu bulabilirsiniz.
Karain Mağarası
Karain Mağarası’na gitmek için Korkuteli yolunda sola ( Milli Park’ın TERSİNE) dönüp 11 kilometre daha ilerlemek gerekiyor. Döşemealtı Köyü’nde bulunan bu mağara tarih öncesi zamandan kalmadır. Deniz seviyesinden 370 metre yukarda ve ayrıca 80 metrelik bir yokuşun sonunda bulunan mağaranın birbirine bağlı 3 tane koridoru ve Akdeniz’e bakan Çam Dağı tarafından da dar bir girişi vardır. İlk bölümün yaşama alanı, ikincinin mezarlık ve daracık olan üçüncünün de sığınak olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Daha derinlere indikçe, ikinci ve üçüncü galerilerde dikit ve sarkıtlar görebilirsiniz. Karain Mağarası bir milyon yaşındadır. Yontma taş ve demir çağlarında da kullanılmıştır. Duvar yazıtları ve arkeolojik buluntular buranın Helenistik ve Roma dönemlerinde dini bir merkez olduğunu göstermektedir. Kazılar ve bilimsel çalışmalar hala devam etmekte, bulunan kalıntıların bazıları mağara girişinin yanındaki müzede sergilenmektedir.
Alanya Kalesi
Alanya Kalesi güney Türkiye’deki Alanya şehrinde bulunan ortaçağdan kalma bir kaledir. Kalenin Kızıl Kule’yi de kapsayan büyük bir kısmı 1. Alaaddin Keykubat’ın 1220 yılında burayı ele geçirmesinden sonra 13. yüzyılda Selçuklu egemenliği altında yapılmıştır. Günümüzde müze olarak kullanılan yapının denize bakan kısmından biletle giriş yapılmaktadır. Ancak iç kısımara bakan kısmı ücretsizdir.
Kızıl kule ve Tersane’yi geçince Alanya Kalesi’ne ulaşırsınız. Kaleye yürüyerek ulaşmak 45dk. sürüyor ancak sık geçen dolmuşlara da binebilirsiniz. Dolmuşa ya da taksiye binseniz bile dönüşte yolun bir kısmını yürümenizi tavsiye ediyoruz çünkü bu manzaranın tadını çıkarmalısınız. Bu yürüyüşte Arap Evliya’yı, camiye dönüştürülmüş bir 11. yüzyıl kilisesini, Süleymaniye Camii’ni ve şimdi otel&restoran olarak işletilen bedesteni görebilirsiniz. Bunların yanında kule komutanının oturduğu Ehmedek, Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden kalma evler, Akşebe Sultan mescidi ve diğer sultanın mezarı bulunmaktadır. Diğer tarafta kaledeki 400 sarnıçtan bir tanesini, hala kullanımda olan kırmızı çinilerle döşenmiş olanını görebilirsiniz. Günümüze kalan en önemli çalışma işe Selçuklu döneminde mescid olarak kullanılan Bizans kilisesidir.
Kalenin içindeki turun son durağı “Adam Atacağı Kulesi”dir. Deniz seviyesinden 250m. yüksekte olan bu kuleye tırmandığınızda elinize bir taş alın, bir dilek tutun ve taşı fırlatın. Efsaneye göre, taş denize kadar yetişirse dileğiniz gerçek olacaktır. Eğer denize kadar gitmediyse de problem değil çünkü bu sizin için sadece bir oyun ama bu ritüel Romalılar tarafından mahkumlar için icat edilmişti. Hikayeye göre mahkuma 3 taş veriliyordu. Eğer mahkumun attığı taş denize ulaşabilirse mahkum serbest bırakılıyordu, ancak 3 taşta da başarısız olursa bir mancınıkla denize firlatılıyorlardı. Kulenin adı bu efsaneden gelmektedir.
Antalya Şehir Merkezi
Antalya, Türkiye’nin lider turizm merkezi olmasının yanında dünyanın da en önemli turizm merkezlerinden biridir. Şehir turunuza, Hadriyan Kapısı, Hıdırlık Kulesi, Yivli Minare ve daracık sokakları, tarihi evleri ve limanıyla ünlü Kaleiçi’ni kapsayan tarihi şehir merkeziyle başlayın. Bütün bunlar 1 kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Tavsiyemiz yürüyerek gezmeniz çünkü bu çevredeki birçok yola araba ile giremezsiniz.
Hadriyan Kapısı ya da şehirde kullanılan ismiyle Üçkapılar, M.S 130 yılında Antalya’yı ziyaret eden Roman imparatoru Hadrian adına yapılmış bir ervaktır. ^tane yay şeklinde geçişi vardır. Efsaneye göre, Sheba ülkesinin kraliçesi Belkıs Sultan, Kral Solomon’u ziyaret etmek için çıktığı yolculuğunda bu kapıların altından geçmiş ve Aspendos’ta bir sarayda gününü geçirmiştir. Ünlü gezgin Evliya Çelebi’ye göre, zamanında bu şehir 4,5 km uzunluğunda duvarlarla çevriliydi. Bütün liman bölgesini çevreleyen bu duvarlar Selçuklular döneminde sağlamlaştırılmıştır. Duvarların güneydoğu ucnda 14 metre yüksekliğiyle Hıdırlık Kulesi bulunmaktadır. Hadriyan Kapısı’ndan geçip yokuş aşağı denize doğru Hesapçı Sokak’ı takip ederek buraya ulaşabilirsiniz.
Kaleiçine girince dikkatinizi çekecek anıtlardan birisi Antalya’nın sembolü olan Yivli Minare’dir. Tuğladan yapılmış 37 metrelik bu minarenin üzerinde 8 tane yiv bulunmaktadır ve Selçuklu sultanı 1. Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır.
Kaleiçi’ndeki bir başka ilgi çekici anıt da Kesik Minare’dir. Yapıtın orijinali 5. yüzyılda Bakire Meryem için yapılmış bir kilisedir. Daha sonra 2. Beyazid’in oğlu Korkut tarafından camiye çevrilmiştir. Bu zamanda yapılan tahta minare 1986 yılında yanmıştır ve o zamandan beri Kesik Minare olarak anılmaktadır.
Bundan sonra Kaleiçi’nin dar sokaklarından limana doğru ilerleyebilirsiniz. Bölge günün her saati ziyaret edilebilir ama biz akşamüzeri gitmenizi tavsiye ediyoruz. Buradaki birçok tarihi ev restore edilmiştir ve bazıları otel, pansiyon, dükkan olarak işletilmektedir. Bu dükkanlarda turistlere yönelik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Keleiçi’ndeki birçok otelin, kafenin ve barın portakal bahçeleriyle gölgelenmiş kapısından içeri doğru açılan bir bahçesi vardır. Soğuk bir şeyler içmek için çok idealdirler. Ayrıca burada bir çok mekandan bütün kaleiçini izleyebilirsiniz.
Antalya’nın bu eski limanı 1980lerde restorasyondan geçirilmiş ve bu restorasyon Avrupa Konseyi Altın Elma ödülünü kazanmıştır. Yat limanına bir çok yat göreceksiniz. Dolmuş usulü çalışan bu yatlarla denizden Antalya manzarasını ve şelaleleri izlemek için turlara katılabilirsiniz ya da kendinize özel bir tur ayarlayabilirsiniz.
Kaleiçi geceleri çok renklidir. Ara sokaklardan gelen müzik seslerine ayak uydurup içkinizi yudumlayabilir, restorantlarda canlı müzik dinleyebilir ya da clublarda sabahın ilk saatlerine kadar dans edip dünyanın her bir yanından yeni arkadaşlar edinebilirsiniz.
Şehre panoramik bir bakış atmak için Kepez’den şehir dışına doğru giderken Korkuteli Sapağına sapıp Düzlerçamı Ormanı’na doğru 3 km ilerleyiniz. Daha sonra Güveruçurumu 3. Bölge’ye devam edip, Türk turizminin incisi Antalya’yı seyredebilirsiniz.
Antalya Düden Şelalesi
Antalya’da serin bir gün geçirmek ve bir doğa harikası görmek için Düdenbaşı Şelalesi’ne gitmelisiniz. Şelale şehrin 12 km kuzeyinde bulunur; otobüs ve dolmuşlarla sürekli ulaşım imkanı vardır.
Bıyıklı’da yer altına giren su, 14km boyunca yer altında gittikten sonra Varsak’ta yer yüzüne kavuşur. 2km böyle devam ettikten sonra tekrar yer altına iner. Düden Nehri’nin birkaç bölüme ayrıldığı Düdenbaşı’nda tekrar yer yüzüne çıkar ve sonunda 40m yükseklikten Akdeniz’e akar.
Kameranızı götürmeyi unutmayın. Dar bir merdivenden çıkarak girilen mağara ve yeşil doğa sizi kesinlikle etkileyecektir. Ayrıca nehrin yanında yer alan restorantlarda bir şeyler yiyip içebilirsiniz.
Antalya Kurşunlu Şelalesi
Antalya’nın 24km. uzağında çam ormanları ve kalın bitki örtüsünün arasından gelen bir akıntının olduğu yerde, küçüklü büyüklü şelalelerin, göllerin ve yürüyüş yollarının olduğu bir milli park var. Burada, nilüferler, ördekler ve yüzen balıklar görebileceğiniz göller bulunmaktadır. Bundan sonra soğuk suların mağaralara akıp oradan da göz açıp kapayana kadar bir şelaleye nasıl karıştığını ve güneşten dolayı altın sarısına asıl dönüştüğünü gözlemleyebilirsiniz. Nehri takip edip tüm vadiyi dolaşan patikalarda koşabilir, dalları nehrin içine kadar sarkan ağaçlara tırmanabilir, köprüler geçebilirsiniz. Tüm bunların sonunda ödül olarak nehir kenarındaki restorantlarda ve kafelerde dinlenebilirsiniz. Kurşunlu Şelalesi’ne gitmek için Antalya-Alanya yolunda ilerlerken YENİ Isparta Yolu’na sapın. Daha sonra 7km boyunca tabelaları takip edin.
Antalya Konyaaltı - Beach Park
Antalya Beach Park’ta kiralayabileceğiniz şezlong ve şemsiyelerin yanında birçok restoran, kafe, bar ve alışveriş yapılacak dükkanlar bulabilirsiniz. Plaja paralel yerleşmiş restoran ve kafelerde her türlü damak zevkini tatmin edecek yiyecekler bulunmaktadır.
Bunların gerisinde herkese yetecek kadar büyük bir park yeri bulunur. Uzun plajı; temizliği ve güvenliği uluslar arası olarak kabul görmüş plajlara verilen mavi bayrağa sahiptir. Ormanlık alanın gerisinde paintball ve minigolf oynayabilirsiniz.
Beach Park Eğlence Merkezi’nde şunları bulabilirsiniz:
- Plaj: 3.2 km. uzunluğundaki plajda 3 tanesini Hillside Su, Sheraton ve Falez otellerinin işlettiği 16 tane plaj bulunmaktadır. Plajların arasındaki boşlulardan ücretsiz olarak yararlanabilirsiniz ancak işletmelerden birinde güneşlenmek isterseniz büyük ihtimalle şezlong ve şemsiyeye para vermeniz gerekecektir. Bu plajardan 3 tanesinde her türlü deniz sporunu yapabilirsiniz. Ayrıca bir plajda kralayabileceğiniz denize inip kalkabilen uçaklardan bulunmaktadır. Son olarak plaj-voleybolu ve futbolu imkanları da bulunan plajda arada sırada plaj partileri yapıldığını da belirtmeliyiz.
- Hillside Su Hotel: % yıldızlı bu otel Hillside otel zinciri tarafından yönetilmektedir.
- Aqualand: 36 dönümlük arazisiyle Akdeniz’in en büyük su eğlence parkında günün nsıl geçtiğini anlayamayacaksınız.
- Dolphinland: 2 beyaz balina, 2 yunus ve bir deniz aslanıyla Türkiye’nin ilk yunus merkezi. Burada şovları izleyebilir ve hatta isterseniz yunuslarla yüzebilirsiniz.
- Orman: 300 dönümlük araziye sahip ormanda; bir köpek oteli, paintball alanı, piknik masaları, açıkhava sineması, ata binme merkezi ve gece kulüpleri bulunmaktadır. Ayrıca her türlü kültür aktivitesine uygun 3500 kişilik bir de amfitiyatro bulunmaktadır.
- Geri kalan alanda da dükkanlar, restorantlar ve yürünecek alanlar bulunmaktadır. 4500 metrekarelik bu alanda şarap ve puro dükkanı, nargile kafeler, Cuba-Meksika restoranı, deniz ürünleri restorantları, çocuk kulübü ve antika dükkanını da kapsayan 54 tane dükkan bulunmaktadır. Bunların çoğunu restoran ve kafeler oluşturmaktadır.
Antalya Lara - Lara Beach
Lara Plajı Antalya falezlerinin doğusunda Aşağı Düden Şelalesi’ni geçince başlar. Şelalenin doğusunda bir kara parçası körfezin içine doğru uzanır. Buralarda daha çok platformlardan denize girilir. Gerçek kum plaj ise bu kara parçasının sonunda başlar ve birkaç kilometre devam eder. Bunlardan ilki Lara Halk Plajı’dır. Bundan sonra özel plajlar başlar, herbirinin bir numarası ve adı bulunmaktadır.. Önce Lara Halk Plajı’na bakmanız, eğer ihtiyaçlarınızı karşılamıyorsa doğuya ilerleyip diğer özel plajlara geçmenizi tavsiye ediyoruz.
Antalya Kalekapısı - Hadrianus Gate
Hadriyan Kapısı ya da şehirde kullanılan ismiyle Üçkapılar, M.S 130 yılında Antalya’yı ziyaret eden Roman imparatoru Hadrian adına yapılmış bir ervaktır. 3 tane yay şeklinde geçişi vardır. Efsaneye göre, Sheba ülkesinin kraliçesi Belkıs Sultan, Kral Solomon’u ziyaret etmek için çıktığı yolculuğunda bu kapıların altından geçmiş ve Aspendos’ta bir sarayda gününü geçirmiştir.
Side Tiyatrosu ve Müzesi
SİDE MÜZESİ TARİHÇESİ
Manavgat İlçesi'ne bağlı Side Beldesi'ndedir. Manavgat'a 8 km. uzaklıktadır. Roma Devrine ait agoranın karşısında bulunan, M.S 5-6.yüzyıldan kalma antik agoranın hamamı 1960/61 yıllarında restore edilerek müze haline getirilmiştir.
Müzede sergilenen eserlerin büyük bir bölümü, Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından,1947–1967 yılları arasında Side antik kentinde yapılan kazılarda, çıkarılan buluntulardır. Hellenistik, Roma ve Bizans Devrinden; yazıtlar, silah kabartmaları, Roma Devrinden yapılmış Grek orijinallerinin kopyası olan heykeller, torsolar, lahitler, portreler, ostotekler, amphoralar, sunaklar, mezar stelleri, sütun başlıkları ve sütun kaideleri sergilenmektedir.
Hamam Binasında (Müze) Sergilenen Eserler
I No.lu Salon (Frigidarium) : Geç Hitit Devrine ait bazalt krater, Hellenistik Devre ait silah kabartmaları, Roma Devrine ait güneş saati, sunaklar sergilenmektedir.
II No.lu Salon (Sudatorium) : Roma Devrine ait torsolar sergilenmektedir.
III No.lu Salon (Caldarium): Helenistik Devre ait yazıtlar, Roma Devrine ait amphoralar, Herakles, üç güzeller, Nike heykelleri ile kabartmalar yer almaktadır.
IV No.lu Salon (Tepidarium) : Roma Devrine ait lahitler, Hermes, Hygieia, Athena, Nike, Apollon heykelleri, torsolar ve portreler sergilenmektedir.
Sergilenen Eserler
Hellenistik ve Roma devrine ait ostothekler, lahitler, sütunlar, sütun kaideleri, sütun başlıkları, kabartmalar, yazıtlar, steller ve muhtelif mimarı parçalar sergilenmektedir.
Saklıkent Kanyonu
Saklikent Kanyonu 20 km uzunluğu ile Türkiye’deki en uzun kanyondur, Avrupa’daki 2. en uzun kanyondur. Kanyon çok dik ve dar olduğundan güneş suyla hiç kavuşamaz, bunun sonucunda da yaz aylarında bile su soğuktur. Kanyonu gezmek için en uygun zaman suyun tatlı bir soğuklukta, duvarların da görünür olduğu yaz aylarıdır. Kanyonda toplam olarak 15 tane mağara vardır. Bunların geçmişte barınak olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Kanyonda yürürken bazen 2 metre derinliği bulan sulardan geçmek gerekmektedir. Ayrıca ufak şelalerin altında duş alma şansınız bulunmaktadır. Kanyonun sonuna ulaşmak doğal sebeplerden dolayı imkansızdır. Ancak, profesyonel teknik ekipler güvenlik halatlarıyla bunu başarabilmişlerdir.
Saklıkent Kayak Merkezi
Saklıkent is one hour from Antalya city center on the lower slopes of Mount Bakırlı which is 2547 m in height, and it is a corner of Antalya province and the world whose equal is rarely to be found with its suitability for winter and outdoor sports and its proximity to the city. The skiing season is approximately the same period as that of other ski centers in Turkey. The season opens at the end of December and provides enthusiasts with the chance to ski until the middle of April.
Silyon
Antalya-Alanya karayolunun 29. km'sinden kuzeye dönen yolun 5. km' sinde yer alan önemli bir Pamphylia şehridir. Perge ve Aspendos antik kentleri arasında, her iki kentten de görülebilen bir tepe düzlüğü (akropolis) üzerinde kurulmuştur. Kentin kuruluşu Truva Savaşını izleyen göçler zamanına bağlanır. Diğer Pamfilya kentlerinde olduğu gibi Mopsos ve Kalchas kentin efsanevi kurucuları olarak kabul edilir. M.Ö 333 yılında kent, Makedonyalı Büyük İskender tarafından işgal edilmiş ve buraya bir garnizon kurulmuştur. Silyon Persler Dönemi'nde askeri bir savunma kalesi olarak kullanılmıştır. Bölgedeki en iyi korunmuş Helenistik Mimari örnekler burada görülebilir.
Zeytintaşı Mağarası
Taşocağı işletmesi için yeni açılan bir galeri ile tesadüfen bulunan Zeytintaşı Mağarası, küçük fakat bozulmamış zengin damlataşları ile kaplı ilginç bir mağaradır. Mağara girişinin hemen kapatılarak koruma altına alınması içindeki damlataşların tahrip olmasını önlemiştir. Antalya'nın Serik ilçe merkezine 16 km uzaklıkta olan Zeytintaşı Mağarasının içi, görünümleri son derece güzel her türden Damlataş oluşumları ile kaplıdır. Uzmanların yaptığı araştırmalara göre bu mağaradaki sarkıt yapısı başka hiçbir mağarada bulunmuyor. Özellikle mağaranın her kesiminde gelişen ve boyları yer yer 0,5 m'yi bulan makarna sarkıtlar Zeytintaşı Mağarasının karakteristik şeklidir. Gelişimleri hala devam eden bu yavru sarkıtlara, ülkemizde her mağarada rastlamak mümkün değildir. Ayrıca büyük sütunlar arasında yer alan gölcükler mağaranın görünümünü daha da ilginç şekle dönüştürmektedir. Bulunduğu doğal çevrenin vahşi güzelliği, ulaşımının kolay oluşu, Antalya-Alanya karayolu ve Aspendos'a yakınlığı, mağaranın turizm değerini daha da arttırmıştır.
Köprülü Kanyon
İlk çağda “Eurymedon” demişler adına. Şimdi Köprüçay olarak biliniyor. İrili ufaklı göllerin kızgın güneş altında mavi gözlerini kırpıştırdığı bir yörede, Göller Bölgesi'nde doğuyor. Başlangıç kollarını Eğirdir Gölü'nün güneydoğusundaki Sarıidris Dağı’ndan çıkan dereler oluşturuyor. Akdeniz'in milyonlarca yıl önce yığdığı yumuşak marnları (karbonat ile kilin karışımı) oyarak kendi oluşturduğu kanyonlardan akıyor ve Torosları geçiyor. Köprülü Kanyon, 183 kilometre uzunluğundaki Köprüçay’ın Akdeniz'e dökülmeden önce yarattığı yedi kanyondan biri. Dimdik inen kayaların çevrelediği, 14 kilometre uzunluğundaki bu kanyon vadinin derinliği yüz metreden çok, hatta bazı yerlerde birkaç yüz metreye ulaşıyor... 27 metre yüksekte, tek kemerli bir antik köprü mevcut.
İnsuyu Mağarası
İnsuyu mağarası, Burdur-Antalya yolunun 13. kilometresinin 900m. doğusundaki Mandıra köyünde bulunur. 597m. toplam uzunluğa sahip olan mağara, yatay ve kurudur. Yakınındaki şehirlere ulaşım imkanı bulunduğundan dolayı, turizme açılan ilk mağaralardan biridir.
Kireç taşının tortulaşmasından oluşan sarkıt ve dikitlerin şeklinden yola çıkılarak, mağaranın binlerce yıl önce şekillendiğini söyleyebiliriz. Mağaranın içinceki değişik galerilerde, değişik istikametlere yönelen 9 tane göl vardır.
Mağara içince serin ve temiz bir hava sirkülasyonu vardır. Mağaradaki suların diabet ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği düşünülmektedir. Ayrıca mağara yakınında konaklama imkanı mevcuttur.
Tahtalı - Kumluca
Antik bir "Tasolyma" olarak belirlenen Tahtalıdağ Antalya Körfezi'nin kuzey-güney paralelinde uzanan ve aynı adla anılan "Tahtalıdağlar" Silsilesinin en büyük üyesi. Deniz düzeyinden birdenbire yükselerek 2366 metreye ulaştığı için hemen her yönden görkemli biçimde seyrediliyor. Yörede denize bu kadar yakın olup 2300 metreyi geçen başka dağ yok.
Avrupa`nın en uzun, dünyanın ikinci en uzun teleferiği, Akdeniz’i ve 2365 metre yüksekliğindeki Tahtalı Dağı’ nın zirvesini birleştiriyor. Zirvesi karla kaplı bu heybetli dağ hızla büyüyen ve turizmin gözdesi olan Kemer, Antalya bölgesinde yer almaktadır. Yeni tamamlanan Tahtalı teleferik projesi tam anlamıyla bir mühendislik harikası olarak tanımlanabilir. Teleferik 4350 m uzunluğunda ve 80 kişilik kabinlerde yaklaşık 10 dakika içerisinde 1639m yükseklik kat etmektedir. Bu sayede denize girmenin yanı sıra aynı zamanda 4 ay boyunca kış sporlarını da yapma keyfine varmak mümkün olmaktadır.
Letoon - Letoum
Leto’nun tapınağı Letoon ( latince:Letoum ), Xanthos’un yakınındadır ve Anadolu’daki Likya bölgesinin en önemli din merkezlerinden biridir. Bölge, Türkiye’nin Antalya iline bağlı Kaş ilçesi ile Fethiye arasında; Xanthos Nehri boyunca devam edince Xanthos’tan 4km güneydedir.
Hiçbir zaman tam anlamıyla yerleşilmiş bir şehir olmayıp, genellikle dini bir merkez olarak kalan bölgedeki arkeolojik bulgular M.Ö 6. yüzyıla, yani 4. yüzyılda başlayan Yunan egemenliğinin öncesine tarihlenmiştir.
Leto’ya, çocuklarına, Artemis ve Apollo’ya adanmış olan Helen tapınağına ait kalıntılar bulunmuştur. Harabelerin neredeyse tamamı kazılmış ve önemli eserler bulunmuştur. En önemlisi de Fethiye Müzesi’nde sergilenmekte olan, 3 dilde ( Yunanca, Likyaca ve Aramca) yazılmış kitabeler bulunmuştur. Bu kitabeler, Likya dilinin deşifre edilmesi açısından büyük önem taşımıştır.
Sagalassos
Sagalassos; Türkiye’nin güneybatısında, Antalya’nın 100km, Isparta ve Burdur’un da 30km uzağında bulunan bir arkeolojik alandır. Antik kalıntılar, Burdur iline bağlı Ağlasun’da, Akdağ’ın 1450-1700 metrelerinde bulunmaktadır. Roma İmparatorluğu zamanında burası, şimdiki Göller Yöresi’nde bulunan Pisidya’nın ilk şehri olarak biliniyordu. Helenistik dönemde de Pisidya’nın ana şehirlerinden birisi olmuştur.
Önemli bir turistik alan olan Sagalassos, 1990 yılından beri önemli bir arkeolojik kazı merkezi de olmuştur. 9 Agustos 2007 tarihinde gazeteler, iyi detaylandırılmış dev boyutta bir İmparator Hadriyan heykeli bulunduğunu bildirmişlerdir. Heykelin 4-5 metre boyunda olduğu düşünülmektedir. Heykel; Hadriyan’ın hüküm sürdüğü zamandandır ve onu askeri kıyafetle tasvir etmektedir. 14 Ağustos 2008 tarihinde, yine bu alanda, Roma imparatoru Antonius Pius’un (Hadriyan’ın evlatlığı ve varisi) karısı olan “Yaşlı Faustina”nın kafa heykeli bulunmuştur.
Ariassos
Ariassos ( ya da Ariasos); bugün Antalya’ya bağlı topraklarda, Toros Dağları’nın 1050 metre üstünde kurulmuş bir Pisidya şehriydi.
Ariassos, Alanya-Burdur yolu üzerindeki Antalya’dan 48km mesafededir. Dağ Köyü’ne varmadan sola dönün ve Ariassos 1km sonra karşınızda. Kapı, banyo, kaya mezarlar ve mozolesinin hala çok sağlam durumda olduğu bu antik şehir, bir vadiye kurulmuştu ve çevresindeki tüm manzaraya hakimdi.
Oymapınar Barajı
Oymapınar Barajı, Akdeniz’e dökülen Manavgat Nehri üzerine 1984 yılında hidroelektrik üretmek için kurulmuş yay şeklinde bir barajdır. Manavgat Şelalesi’nden 12km kuzeydedir. 300 milyon metreküp tatlı su kapasiteli yapay bir barajdır.
Barajda 540 megawatt kapasiteli 4 yeraltı türbünü bulunmaktadır. Yapıldığı 1984 yılında Türkiye’nin 3. en büyük barajı olan Oymapınar, şu anda 5. sıradadır.
Manavgat Şelalesi
Side’ye yakın olan Manavgat Şelalesi, Manavgat Nehri üzerinde, Manavgat’a 3km mesafededir. Yüksek debisiyle geniş bir alandan akan suyun pek de fazla olmayan bir mesafeden aşağı dökülmesini, yüksek bir yerden daha güzel izleyebilirsiniz.
Manavgat Şelalesi’nin beyaz ve köpüklü suları , kayaların arasından hızlıca akar gider. Sel bastığı zaman şelale onca suyun altında gözden kaybolur.
Şelalenin yanındaki gölgelik alanlardaki çay bahçelerinde dinlenebilirsiniz.
Oymapınar Barajı, nehrin 12km kuzeyinde yer almaktadır.
Düzlerçamı ve Güver Uçurumu
Düzlerçamı, Antalya'nın 8km kuzeyinde, Korkuteli yolu üzerinde, piknikçilerin çok tercih ettiği bir bölgedir.